Bişi yEdirne Tarihine Giriş
Bu bölümde; en eski çağlardan günümüze değin zengin geçmişiyle göz dolduran, bu yönüyle de dünyanın sayılı kentlerinden olan Edirne'nin Tarihi anlatılmaktadır.

Tarihöncesi ve İlkçağ'da Edirne
Edirne'nin insandan önceki, yani Paleontolojik dönemine ilişkin genç ve yaşlı hortumlara ait buluntular Edirne Müzesi'nin en ilginç köşelerindendir.
Günümüzden 5-6 bin yıl öncesine giden Neolitik dönem sonrası Madenler Çağı başlangıcına tarihlendireceğimiz, yazıdan önceki; yani, tarih öncesi (Prehistorya) dönemine ışık tutan ilk kültür buluntularına ise, Edirne'nin 10 km. uzağındaki Avarız Köyü yolu ile Tunca arasında (Çardakaltı mevkiinde) rastlanmıştır.
Buradaki buluntular bu alanın bir çeşit köy diye niteleyebileceğimiz yerleşim noktası olduğuna işaret eder niteliktedir. Edirne çevresinde yaklaşık M.Ö. 5300 yıllarına dayandırılan bir başka Neolitik Çağ yerleşim yeri de güneyde Enez'de Hocaçeşme mevkiidir.
Kuzeyde Lalapaşa'da ise Edirne çevresini Son Tunç Çağı ile ilk Demir Çağı başlarına ve yaklaşık M.Ö. 1400 - 900 yıllarına götüren kalıntılar, yani Megalitik Anıtlar adı verilen ve yörede Dolmen veya Kapaklıkaya ve Menhir (Dikilitaş) denilen büyük mezarlar bulunur. Edirne sınırları içinde çok sayıda Tümülüs görülebilir. (Tümülüs; bir mezar odasını örten toprak yığınıdır.)
İlk Çağ'da Edirne'nin bugünkü yerinde ise bir Trak Köyü'nün bulunduğu ve adının Orestia (veya Orestias) olduğu kabul edilmektedir. Orestia'yı kuranların Traklar'ın en büyük kolu Odrisler olduğu bilinir.
M.Ö. 1400 - 1200 yılları arasında bu bölgede Akhalar yaşamıştır.
M.Ö. V. yüzyıl ortalarına kadar Perslerin hakimiyetinde kalmıştır.
M.Ö. IV. Yüzyılda Makedonya Kralı II.Filip tarafından Makedonya'ya katılmıştır.
Orestia M.Ö. 280'de Galatlar, M.Ö. 168'de de Romalılar'ın nüfuzu altına girmiştir.

 

Romalılar Dönemi
Romalılar Orestia'yı Hadrianopolis yaptılar.
Trakya günümüzden 2170 yıl önce Romalılar'ın nüfuzu altına girince, Roma Orduları buraları istila etmeye başladılar.
Trakya üzerindeki hakimiyetlerini, buralarda bazı krallıklar veya prenslikler kurarak, hatta varolanları koruyarak sürdürüyorlardı. Örneğin o dönemlerde Doğu Trakya Krallığı adıyla varolan ve merkezinin Vize olduğu bilinen Krallığı güdümleri altına alarak; bu Krallığı, Doğu Trakya'nın işbirlikçi bekçileri haline getirmişlerdi.
Ancak yerli halk, Roma'nın sadık bendesi haline gelen Krallarına karşı ayaklandı. Bu tür isyanlar, İmparator Cladius zamanında (M.S. 44-46) bastırıldı, Trakya bütünüyle Roma'ya katıldı ve Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti oldu.
Romalılar buralarda yeni ve kendilerine uygun düşen idari düzenlemeler yaptılar. Trakya'da yeni şehirler kurmaya başladılar veya varolan eski kasabaları "Şehir Hukuku" altına alıp kendi kültürlerini iyice yerleştirdiler.

 

Edirne'nin Orestia'dan Hadrianopolis Adına Geçişi
M.S. 123-124 yılında uzun bir seyahate çıkan İmparator Hadrianus o dönemde küçük bir yerleşim yeri olan ve bugünkü Edirne'nin yerinde bulunan Orestia Kasabasını stratejik konumuyla da çok beğendi ve buraya "Şehir Hukuku" armağan etti. Böylece Hadrianus'un Şehri anlamına gelen Hadrianopolis şehri kurulmuş oldu ki; Edirne İlk Çağ boyunca bu adla anılacaktır.

Hadrianopolis Hakkında
Hadrianopolis'te diğer Roma Şehirleri gibi idari muhtariyete sahip; iç işlerinde bağımsız, dış siyasette Roma'ya bağlı bir şehir devleti durumundaydı.
M.S. 2. ve 3. yüzyıllar diğer şehirlerle birlikte Hadrianopolis'in de en parlak dönemi olarak kabul edilir.
Hadrianopolis yaklaşık 360.000 metrekarelik bir alanı kaplıyordu ve yamuk dörtgen şeklindeki bu alanın etrafı kuvvetli duvarlarla çevriliydi.

Her köşede silindirik birer kule vardı ki bu kulelerden günümüze ulaşabilen tek yer Saat Kulesi olarak bildiğimiz, asıl adı Makedonya Kulesi olan yerdi.
Kuleler arasında onikişer burç bulunmaktaydı ve dokuz kapısı vardı. Kale bir hendekle çevriliydi.
Şehir planının Roma Askeri kolonilerinin veya castrum denilen Roma Ordugahlarının planlarına uyduğu görülür. Başka bir deyişle burası M.S. 3. yüzyılda bir askeri istihkam (castrum) olarak kullanılmıştır.
Hadrianopolis hakkındaki bilgilerin çoğu günümüze ulaşan sikkelerden (o dönemde kullanılan madeni paralar) elde edilmektedir.

Eyalet Başkenti Olduğu Dönemde Hadrianopolis
Edirne, bize yaklaşık 90 yıl başkentlik ettiği dönem öncesinde, Hadrianopolis döneminde de bir eyalete başşehirlik yapmıştır.
Hadrianopolis İmparator Diokletianus'un gerçekleştirdiği idari reformlar ve mülki teşkilatlandırma sonrasında Trakya Eyaletinin altı vilayetinden birini teşkil eden Haemimontus'un başşehri olmuştur.
Bu durum Hadrianopolis'in kurulduğu M.S. 2. yüzyılı izleyen 3. yüzyılda da ne denli önemli bir konumda bulunduğunu göstermektedir.
Ne yazık ki Hadrianopolis'ten günümüze kalanlar fazla değildir.

 

Edirne Kenti

Padişahlar Döneminde Edirne'nin Konumu
Klasik dönem Edirne'si Anadolu-Avrupa yolu üzerindeki önemli konumunu korumuştur.
Adriyatik'ten başlayan ve İstanbul'a uzanan tarihi Roma yolu (Via Egnetia) üzerinde bir merkez olan Edirne; Tekirdağ yoluyla denize ve İstanbul'a uzanıyordu. Meriç Köprüsü yanındaki İskelebaşı denilen yer ise bir Edirne Limanı durumundaki Enez ile bağlantılıydı. Mısır'dan, Ege adalarından, İzmir'den gelen ticari mallar Enez yoluyla ve küçük sallarla İskelebaşı'na getirilir; Filibe'den yüklenen pirinç aynı yolla Enez'e, buradan da İstanbul'a ulaştırılırdı.
Kaynaklar, bir zamanlar Edirne ile Enez arasında 300 teknenin işlediğini yazarlar.
Edirne pazarları yerli ve yabancı tüccarların odak yeriydi.
Sonuçta Edirne'nin Osmanlılar dönemindeki önemli yeri, yalnızca Başkent olduğu dönemlerde değil, sonraki yıllarda da korunmuştur.
Tarihçiler der ki: "Osmanlı Tarihinde Edirne adının geçtiği yerler silinse Osmanlı tarihi kalbura döner." Bu parlak dönemden sonra kentin talihinin dönmesine neden olan unsurlardan işgaller, 1829 yılında Ruslar ile başlar, 1878 yılında yine Ruslar tarafından işgal edilirr. Bu işgalin gerçekleştiği savaşa halk arasında 93 Harbi denir.
Edirne, üçüncü işgali 1913 yılında yaşamış olup; bu işgalin mümessili de Bulgarlar'dır.
Son işgal 1920'deki Yunan işgalidir.
Ayrıca 1745, 1905 yangınları ve 1752 depremi Edirne'nin işgallerle birlikte en çok zarar gördüğü dönemleri teşkil eder.
1800 yıllarında İstanbul, Paris ve Napoli'den sonra Avrupa'nın dördüncü büyük şehri olup, İstanbul ve Bursa'dan sonra Osmanlı Eserleri bakımından en zengin üçüncü şehrimizdir.

Osmanlı Döneminde Edirne'nin Kentsel Gelişimi
Edirne fethedildiği dönemde hemen tümüyle 2–3 kilise ve 5-10 mahalleyle sınırlı Kale İçi semtinden oluşuyordu. Bu semtin dışında bir de Tunca'nın karşıyakasında bulunan ve bir köprü ile Kale İçi'ne bağlanan Aina (bugünkü Yıldırım Mahallesi) varoşu bulunuyordu.
Edirne Osmanlı İdaresi altında bir yüzyıl gibi, bir kent yaşamında kısa sayılabilecek bir zaman içinde çok genişlemiş ve Kale dışında geniş yerleşimler olarak nitelenebilecek yeni bir kente dönmüştür. Kentleşme, önce Kale çevresinde başlamasına rağmen, zaman zaman gelgitli dönemler geçirmiş ve Edirne 17. yüzyıl sonlarında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda kentlerin oluşmasında, Eski Bizans Kale ve Kasabalarının tipik birer Türk - Müslüman kenti olarak gelişmesinde ve genellikle İmparatorluğun toplumsal ve ekonomik olarak ilerleyişinde rol oynayanlar, birinci derecede Padişah, ayrıca Devlet yönetiminde belli başlı mevkii ve görevi olanlardı.
Bunun yanında ikinci ve üçüncü derecedeki kişilerin de kentlerin gelişmesine türlü yollarla hizmet ettikleri görülmektedir.
Edirne'deki Eski İmaret, Orta İmaret, Yeni İmaret, Beylerbeyi İmareti, Darüssiyade İmareti, Muradiye İmareti vb. imaret sistemlerinin yanında, daha basit biçimde mescidi, zaviyesi, odaları, bazen hanı ve hamam gibi tesislerin tümünü kapsayan mahalleler de, birer kurucu özelliği taşıyan kişilerin adına bağlanmaktadır.

 

Edirne'nin Semtleri - Mahalleleri
Roma Döneminden itibaren gelişkin bir kent görünümüne bürünen Edirne'nin; Avrupa'nın modern bir şehri olarak yaklaşık 2000 yıllık bir tarihi vardır. Roma/Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde kurulan semtleri ve mahalleleri günümüzde de hala yaşamaya devam etmektedir. Bu bölümde kentin uzun tarihi boyunca ortaya çıkan söz konusu semtler ve mahalleler tanıtılmaktadır.

 

Kentin En Eski Semti : Kaleiçi
Eski surların kuşattığı dörtgen bir alandır. Yaklaşık 360 dönümlük bir alana yayılır. Birbirini dikine kesen sokaklarıyla dikkati çeker.
Edirne'nin fethi sırasında Kaleiçi tek yerleşim yeridir. Burada Bizans halkı, Cenevizliler ve Yahudiler oturmaktaydı.
Kaleiçi'nde Bizans döneminde 10 mahallede yaklaşık 15 bin nüfus vardı. Bizans Kiliseleri ve Tekfur Sarayı da yine buradaydı.Kenti 1653 yılında ziyaret eden Evliya Çelebi, Kale İçi'nde ikisi müslüman, dördü yahudi, onu rum olmak üzere 16 mahalle ve 360 sokak bulunduğunu yazar.
Ermenilerin Kaleiçine gelmesi 16. yüzyılın sonlarına rastlar. Horozlu Bayırı ve Kaleiçi'ne yerleşen Ermenilerin taş işçiliği ve yapı ustalığı konusundaki yetenekleri buralardaki yapılaşmaya büyük ölçüde yansımıştır. Ermenilerin Kaleiçi'ndeki evleri, onların örf ve adetlerini yansıtan şekilde olup "Cihannümalı"'dır.
Bazı kitaplar Ermenilerin Edirne'ye gelişini Celali isyanları dönemine bağlarken; Edirne'nin yerli Bulgar nüfusunun bulunmadığını belirtirler. Yani Bulgarlar sonradan gelmedir.
1700 yılındaki yangında bazı kiliseler ile yeniçeri kışlası yanmış; 1903 ve 1912 yangınlarında da önceden kalan camiler ile bütün kilise ve havralar, resmi ve özel yapılar, bu arada yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra mahkeme binası olarak kullanılan Ağa Kapısı tümüyle yanmıştır. Özellikle 20. yüzyıl başlarında çıkan yangınlarla harap olan Kale İçi'nin yeni planı Fransız uzmanlarca hazırlanmış, iki katlı, bahçesiz ahşap konutlar temel alınarak semt yeniden inşa edilmiştir.
Kale İçi, Edirne'nin geleneksel Türk evini yaşatan kesimidir. Edirne Evleri, yazlık, kışlık, açık ve kapalı bölümleriyle, bahçeli evkonak, türündendir. Bunlar; 16. ve 17. yüzyıllarda ünlü sarayların çevresine serpiştirilmiş, birbirinden ayrı ağaçlıklı, çiçekli, büyüklü küçüklü yapılardır. Sokaktan duvarlarla ayrılmış olan bu yapılar, çoğunlukla bir veya iki katlıdır; harem, selamlık ve avlulardan oluşmaktadır. Çeşmeleri, değişik süslemeli havuzları, yazlık bölümlerdeki selsebilleriyle, Edirne evlerinin Türk Mimarisinde ayrı bir yerleri vardır.

Aina Beldesi
Edirne'nin Hadrianopolis olarak fethedildiği dönemde şehir Kaleiçi'nde küçük bir yerleşim yeri durumundaydı. O dönemde şehrin en yakın yerindeki tek yerleşim yeri ise (kimi kitaplarda Arian olarak yazılıdır.) Aina adlı bir kasabacıktı ve şimdi bunun yerinde Edirne'nin en büyük semtlerinden Yıldırım bulunmaktadır. Bu beldedeki en önemli tarihi eser de Kiliseyken Camiye dönüştürülen Yıldırım Camisidir. Burada ayrıca Edirne'de günümüze ulaşabilen su terazilerinden, Kaleiçi'ndeki Maarif Su terazisi dışında tek örnek olarak Yıldırım-Yeniimaret Yolu üzerindeki Bademlik Su Terazisi önemli bir tarihi yapıdır. Yanındaki çeşme tek cepheli ve hazneli olup, 1599 yılında inşa edildiği bilinmektedir.

Kale Dışında Fetih'ten sonra oluşturulan Mahalleler
Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait yapılarının büyük çoğunluğu bu kısımda bulunur.Zaten Edirne'nin fethinden sonra Türk - Müslüman nüfus, ağırlıklı olarak kale dışında oluşturulan bu yeni semtlerde iskan edilmişlerdir.
Kale dışında kentin yamaca doğru tırmanma imkanı bulduğu Kıyık semtinde Edirne'nin eşsiz manzarası gözler önüne serilir. Kentin; Selimiye çevresinde her biri ayrı değerli sanat eseri olan anıtlarından oluşan görüntüsünü, Tunca ve Meriç vadilerini kaplayan geniş korular çevreler ve arkalarında da Rodop Dağlarının, Tunca masifinin siluetleri ufuk çizgisini tamamlar.

Tabakhane (Debhane)
Eski kalenin güneyinde, Tunca kıyısındadır. Kale dışındaki ilk semttir. Dar-Ül Hadis Medresesi bu semtteydi ve burada genellikle ulema kesimi otururdu.
Edirne'nin en eski Osmanlı mezar taşı 1416 tarihli olup, Edirne kadılığı yapmış ve 17.yüzyılın başlarında bu semtte mahallesi ve vakıf odaları görülen Mevlana Abdülkerim bin Abdülcabbar'a aittir.

Kirişhane
Edirne'nin güneydoğusundadır. Kasımpaşa Burnu diye anılan Kirişhane'ye dek uzanır. Kale dışında kurulan ilk semtlerdendir. Kirişhane, özellikle Sultan II.Murat döneminde Vezir Saruca Paşa'nın eşi Gülçiçek Hatun tarafından burada bir cami ve medrese yaptırıldıktan sonra canlanmıştır. Semt Mezit Bey'in Cami ve imareti, Ali Kuşçu'nun mescidi ve daha sonraki yapılarla giderek büyümüştür. Müeyyezade Kazasker Abdurrahman Çelebi, Yavuz Sultan Selim döneminin kazaskerlerinden ve Kadızade-i Rumi'nin torunu gökbilimci Mirim Çelebi, Şair Hayali, Vize Çelebi gibi 16. yüzyılın ünlüleri adına mahalleler kurulmuş ve Tunca Nehri boyunca Edirne'nin güzel semtlerinden biri olmuştur.

İstanbul Yolu - Ayşe Kadın
Kalenin aynı adı taşıyan kapısından başlayan bu semt, kentin doğusuna doğru uzanır. Bu semtin kurucuları arasında, özellikle yolun bitiminde, cami ve mahallesi ile Kadı Bedreddin, önceden kurulan mahallesi ile Ayşe Kadın ve Şarapdar Hamza Bey, Kınalızade Ali Çelebi, bu semtte bulunan Lala Şahin Paşa mezarlığında yatmaktadır. Sitti Sultan'ın aynı semtte bir cami ve saray, yine aynı yerde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın bir saray yaptırdığı, bu sarayın sonradan Mülkiye Rüştiyesi olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kıyık (Kıyak Baba) - Buçuk Tepe
Söylenceye göre bu semt adını, Edirne'ye ilk girenlerden ve sonradan adına bir zaviye ve türbe kurulan Kıyak Baba'dan almıştır. Kentin kuzeydoğu yönünde uzanan cadde bugün de aynı adla anılmaktadır. Fetihte baruthane ile Yeniçeri ortaları burada yapılmıştır.
Kıyak Baba'nın mezarı da Kıyık Halkı tarafından yaptırılan Kıyık Camisi yanındadır.
Kıyık yönünden Edirne'ye giriş, Selimiye Camisi'nin en güzel göründüğü açılardan birini oluşturur.
Edirne'nin 104 metreyle en yüksek tepesi olan ve günümüzde mezarlık olarak kullanılan Buçuk Tepe bir isyanla ünlenmiş ve adını bu olaydan almıştır.
Küçük yaşta padişah olan Fatih Sultan Mehmet döneminde, o zamanki deyimle "Tagşiş"; günümüzde ise devaülasyon denilen paranın değerini düşürme olayı ilk kez yaşanmış ve bundan kaynaklanan hayat pahalılığı Yeniçerilerin ayaklanmasına yol açmıştır.
Ancak Yeniçerilerin maaşlarına Sultan II.Murat tarafından "buçuk akçe" zam yapılıp ikna edilince isyan bastırılmış; olaydan sonra da tepenin adı Buçuk Tepe olarak kalmıştır.
Buçuk Tepe 17. yüzyıl başlarından itibaren canlanmaya başlamıştır. Arabacı Ali ve Amcazade Hüseyin Paşa'nın bahçe ve sarayları bu semtteydi. Kırım Hanlarının geçici olarak yerleştirildiği Defterdar Ahmet Paşa'nın sarayının da yine burada bulunduğu bilinmektedir.

Muradiye - Menzil Ahırı - Tekke Kapı
Kentin kuzeydoğusundaki semtlerdir. Burada bulunan ve saraya bağlı olan ahırlar, menzil teşkilatı kurulunca Menzil Ahırı adını almışlardır. Sultan II.Beyazıd döneminin ünlülerinden Mirahur Ayas Bey adına da burada bir mahalle bulunmaktadır.

 

Umurbey Mahallesi
Umurbey Mahallesi Edirne'nin eski yerleşimlerinden olup; Timurtaş Paşazade Umurbey tarafından kurulmuştur.
Kaynaklar Umurbey'in bu mahallede zamanımıza ulaşmayan bir mescit yaptırdığını yazmaktadır.
1890'lı yıllara kadar bu mahallede bütünüyle zengin aileler oturmakta ve burada ünlü konaklar bulunmaktaydı.

Saraçhane - Horozlu Yokuşu
Kentin kuzeybatısındadır. Semti saraya (Saray-ı Cedid) bağlayan ve Tunca Nehri üzerinde kurulu aynı adla anılan Saraçhane Köprüsü çevresindeki yerleşmeleri kapsar. Semtte ilk yerleşimin, sarayın bostancıları olarak nitelenen Saraçhane Ocağı'nın burada oluşturulmasıyla başladığı öne sürülmektedir.
Daha eski dönemlerde, 15. yüzyılın başlarında, Çelebi Sultan Mehmet'in annesi Devlet Şah Hatun'un Tunca Nehri kıyısında bir mahalle kurduğu bilinmektedir. Semtteki cami 1878 Rus işgali sırasında harap olmuştur. Saraçhane Caddesi'nin kente yakın olan kesimlerinde Beylerbeyi Sinan Paşa Camisi, hamamı ve sarayı ile sadrazamlara ayrılan bir diğer saray (Paşa Kapısı) bulunmaktaydı. Bunlardan Sadrazamlara ayrılan sarayın yerinde günümüzde Devlet Daireleri yer almaktadır.
Horozlu Yokuşu, Kale'nin büyük kulesinden Yalnızgöz Köprüsü yönüne giden yoldur. Sultan II.Selim'in ve Sokullu Mehmet Paşa'nın eşi Esma Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan cami bu semtte bulunmaktaydı. Yine aynı yerde bulunan Horozlu Medresesi (ya da Şeceriye Medresesi) Fahreddin-i Acemi tarafından yaptırılmıştı. Daha sonra, 1878'de bu Medrese'nin bulunduğu yerde Vali Kadri Paşa tarafından bir Islahhane yaptırılmıştır. Islahane çevresindeki ev ve arsaların kamulaştırılmasından sonra da aynı yerde bir okul (Sanayi Mektebi) inşa edilmiştir.

Tunca Batısındaki Yerleşimler
Kale İçi ve Kale Dışındaki yerleşimlerin haricinde Edirne'deki bir diğer yerleşim alanı da kuzeybatıda Yeni İmaret, Yıldırım Semtleri ve Meriç batısında Karaağaç olmak üzere iki ana alanda toplanmıştır. Fetihten önce Kalenin karşısında Aina varoşu bulunuyordu ve muhtemelen şimdiki Karaağaç'ın yerinde de başka bir küçük yerleşme vardı.
Buralardaki vadi tabanı akarsuların kışın taşmalarına açık bulunduğu için dha çok mesire, sayfiye ve av korusu olarak kullanılmıştır. Bugün bu kısım koruluk, çayırlık ve fidanlıktır.
Kentin kuzeybatısındaki Hıdırlık Tepesine doğru giderek yükselen zemin, yerleşmeye elverişli bir alandır. Burada, Bizans dönemindeki küçük varoşun yerine, Osmanlı Döneminin hızlı gelişen mahalleleri geçti. Bunlar; batıdan doğuya doğru Gazi Mihal Köprüsü ile geçilen Yıldırım Beyazit Semti, Yalnızgöz, II.Beyazıd ve Saraçhane Köprüleriyle geçilen Yeni İmaret Semti'dir. Bu mahallelerden Yıldırım Beyazit (Eski İmaret), 14. yüzyılın sonlarında, Gazi Mihal (Orta İmaret), 15. yüzyılın ilk yarısında ve Yeni İmaret(II.Beyazıd İmareti) de aynı yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Gazi Mihal Camisi ve İmaretine Şah Melek Paşa ile eşi Bezirci Hatun'un yapı ve kurumları eklenmiş ve semt önemli bir yerleşim merkezi durumuna gelmiştir.
Yıldırım Beyazit İmareti olarak da anılan Eski İmaret'ten günümüze kalan son parça olan Mutfak(Aş Evi)Bacası da burada bulunmaktadır.
Yıldırım İmareti'nin Aş Evi, cami avlusundadır. Zamanında geniş bir topluluğa hizmet verdiği bilinir. Günümüze ulaşan tek parça bu aş evinin mutfak bacasıdır.
Aş Evi, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yanmıştır. Harap haliyle bile güzel bir yapıdır. Osmanlı sosyal sisteminde Kızılay gibi bir yer tutan imaret sisteminin açların ve ihtiyaç sahiplerinin doyurulması işleviyle de sözkonusu Aşevi, tarihimizde anlamlı bir yer tutmaktadır.
Öte yandan fetihten önce de bir tekkenin varolduğu belirlenen Hıdırlık'ta, 15. yüzyılın ilk yarısında Şah Melek Paşa, ardından da Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından birer zaviye yaptırılmıştır.
Evliya Çelebi, 1641'de Sadrazam Kara Mustafa Paşa (Kemankeş) Edirne halkının isteğine uyarak bu tekkeyi kaldırttığını yazar. Tekke, Sultan IV. Mehmet’in burada bir köşk yaptırmasından sonra yeniden açılmıştır.

Karaağaç Yolu ve Karaağaç Semti
Tarih, doğa ve kuş sesleri arasında uzanan emsalsiz bir yoldur. "Meriç Köprüsü", "Eski (Jandarma) Karakol Binası" ve "Tarihi Tren Garı" ile "Hacı Adil Bey Çeşmesi" Karaağaç'a ulaşan tarihi parke taş yolun altın parçaları gibidir.
Yakın geçmişteki Karaağaç'tan köprüye kadar uzanan ek tren yolundan kalma bu güzelliklerle başlayan Karaağaç Yolu (son dönemde bilinen adıyla Lozan Caddesi) Edirne'nin en güzel mesire yerlerinden olan Söğütlük Ormanı'ndaki yeşillik ve bülbül sesleriyle sarmaş dolaş olur.
Yol boyunca gördüğünüz tarihi ağaçların zamanla dinamit lokumları konulmak üzere kullanılan kovukları İkinci Dünya Savaşı'na hazırlanan Trakya'nın o dönemini çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır.
Edirne'nin batısından Tunca'yı sonra da Meriç'i aşan köprülerden ve güzel bir koru içinden geçen 5 km.'lik yol, kentin Karaağaç Semtine varır. Karaağaç, yakın geçmişin siyasal olaylarından Edirne'nin, en fazla zarar gören semtidir.
1915'te Bulgaristan'ı kendi yanında savaşa sokmak için Almanya'nın yaptığı şiddetli baskı yüzünden, Karaağaç, Meriç batısındaki tüm Türk topraklarıyla birlikte Edirne'den ayrıldı. Ancak 1923 yılında Lozan Anlaşmasıyla geri alınabildi. Bugün bu anlaşmayı simgeleyen anıtıyla, tarihi Tren İstasyonu ve yine tarihi Trakya Üniversitesi Rektörlük binasıyla Edirne'nin en güzel ve şirin semtlerindendir.
Edirne'ye dört kilometrelik doğa ve tarih yoluyla bağlanan Karaağaç Mahallesi, bir yaklaşıma göre Antik Orestia şehri üzerine kurulmuş olup; adını burada bir zamanlar varolan Karaağaç ormanlarından almıştır.
Eski yıllarda, Karaağaçlılar geçimlerini şarapçılıktan sağlarlarmış.
Yakın geçmişte Karaağaç; zengin Edirneliler ile azınlık önde gelenlerinin ve görevli memurların yaşadığı gözde bir yerdi. Karaağaç 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile burada yaşanan ünlü diplomatik tartışmalar sonunda, Savaş Tazminatı yerine sayılmak üzere Türk topraklarına katılmıştır. Burada yaşayan Karaağaçlı Rumlar, mübadele sonrasında sınıra yakın bir yerde yine aynı adı taşıyan bir köy kurmuşlardır. Şimdiki Karaağaçlılar ise mübadele döneminde gelmişlerdir. Günümüzde eski zengin çehresinden çok şey kaybetmesine rağmen, Karaağaç, yerleşim biçimi ve eski evleriyle etkileyici güzellikler sunmaya devam etmektedir.

Tarihi Edirne Garı
Mimar Kemalettin tarafından projelendirilen bu muhteşem bina, onarım ve düzenleme sonrasında 19 Temmuz 1998'de Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olarak hizmete açılmıştır.

Pazarkule Sınır Kapısı
Edirne'ye gelenlerin en çok görmek istedikleri yerlerden biri de Pazarkule Yunanistan sınır kapısıdır.
Pazarkule'ye giden yolun kenarındaki Eski Edirne Milletvekili Dr. Bahattin Öğütmen'in Köşkü ise tarihi Edirne Evleri'nin çarpıcı bir örneğidir.

Edirne'nin Kurucuları
Edirne’nin bir Osmanlı - Müslüman Şehri olarak ortaya çıkmasını ve gelişimini sağlayan, kenti ve yeni mahalleleri camileri, çeşmeleri, hamamları, vakıfları ve imaretleriyle kuran tarihi şahsiyetler; Edirne'nin Kurucuları olarak anılırlar. Bugün halen o dönemde kurulan mahallelerde yaşamaktayız.
Edirne kentinin kurucuları, özellikle kentin kuruluşunda önemli bir yüzyıl sayılan 15. yüzyılda yaşamışlardır. Bu kurucular ve kurumları şunlardır.

Yahşi Fakih
15. yüzyılda adına iki tane mahalle kurulmuş olan Yahşi Fakih ve ailesi, kentin önde gelen kurucuları arasında sayılmaktadır. Bu mahallelerden "Mahalle-i Yahşi Fakih" Halil Paşa Hanı çevresinde, "Mahalle-i Hamam-ı Yahşi Fakih" ise Kale İçi'nde kurulmuştur.

Gümlüoğlu
Gümlüoğlu (ya da Gümlü Bey) ve oğulları Saltuk ve İskender Beyler, Edirne'nin ünlü kurucularındandır. Saltuk ve İskender Beyler tarafından Edirne'de Beylerbeyi İmareti yakınında, bir mescit ve odalar yaptırılmış, burada Gümlüoğlu adıyla anılan bir mahalle kurulmuştur.

Sofu Beyazid
Çelebi Sultan Mehmet'in öğretmeni ve danışmanı olan Niğdelizade Sofi Beyazid Çelebi(Sofi İmadettin Beyazid Çelebi), bugün aynı adla kurulan mahallenin kurucusu sayılmaktadır.

Şah Melek Paşa
Fetret, Çelebi Sultan Mehmet ve Sultan II.Murat dönemlerinin önemli kişilerinden olan Şah Melek Bey(Paşa) adına Edirne'de Gazi Mihal Köprüsü başına Kafes Kapı çevresinde zarif bir cami ve mahalle vardır. 16. yüzyılın başlarında bu mahallenin adı Şah Melek Medresesi Mahallesi olarak anılmıştır.

Mirahur Ayas Bey
Muradiye semtinde bulunan ve günümüze dek aynı adı koruyarak gelen, 16. yüzyıl kayıtlarında Edirne Mahalleleri arasında sayılan "Mahalle-i Mirahur Ayas Bey", adını Sultan II.Beyazıd döneminde yaşamış olan ve Çaldıran Savaşı'nda savaşıp şehit olduğu sanılan Ayas Bey'den almıştır.

Şeyh Şucaaddin Karamani
Sultan II.Murat döneminde yaşamış, Şeyh Hamid Kayseri ile ilişkisi olmuş ve onun müridliğini yapmış olan Şeyh Şucaaddin Karamani, kaynaklara göre II.Murat döneminde Edirne'ye gelmiş, bir söylentiye göre de padişahı bir tehlikeden kurtardığı için, padişahça kendisine Debağhane semtinde bir zaviye ve mescit yaptırılmış, böylece bu semtte bir mahallenin kurucusu olmuştur. 16. yüzyılda adı geçen "Mahalle-i Zaviye-i Şeyh Şuca" adlı mahalle günümüzde de yaşamaktadır. Sultan II.Murat'ın, onun adına bir medrese de yaptırdığı ve bu medresenin tarihçilerce "Şeyh Şuca Medresesi" diye adlandırıldığı bilinmektedir.

Veliyeddin Bin İlyas Hüseyin
Kale İçi'nde bir mescit ve çeşme yaptıran, böylece bir mahalleye yüzyıllarca adını veren Mevlana Veliyeddin Bin İlyas, Sultan II.Murat döneminde Kazaskerlik yapmıştır. 17. yüzyılda da Mahalle-i Mevlana Veliyeddin olarak adını koruyan bu mahalle, daha sonraları, Yakut Paşa Mahallesiyle birlikte Metropolit Mahallesi adını almıştır. Günümüzde de Mithat Paşa Mahallesi olarak anılmaktadır.

Hasan Paşa
Yavuz Sultan Selim dönemi kayıtlarda Edirne'nin mahalleleri arasında anılan "Mahalle-i Hasan Paşa"'nın adını, Edirne'nin 15. yüzyıl tarihinde önemli rol oynamış, kentin gelişmesine katkıları bulunmuş olan Hasan Paşa'dan aldığı sanılmaktadır. Bu mahalle; Hasan Paşa tarafından kurulan ve Dr.Rıfat Osman Bey zamanında yıkıma uğrayan mescit ile birlikte, İstanbul yolu üzerinde ve Has Fırın yakınındaydı. Günümüzdeki Hasan Paşa Mahallesi ise, eski Hasan Paşa ve Tahtakale mahallelerinin birleşmesi sonucu Manyas semtindedir.

Ayşe Hatun
Edirne'nin bu ünlü semti, günümüzde de kurucusu olan Çelebi Sultan Mehmet'in kızı Ayşe Hatun'un adını taşımaktadır. 16. yüzyıl kayıtlarına göre, bu mahallenin adı "Mahalle-i Ayşe Hatun" nam-ı diğer "Kapıcı Sinan Bey" diye anılmaktadır. Mahalle daha sonraki kayıtlarda "Mahalle-i Cami-i Ayşe Hatun" olarak geçmektedir.

Devletşah Hatun
16. yüzyılı izleyen yüzyıllara ait kayıtlarda, Edirne'de "Mahalle-i Devletşah" ve "Adahay-ı Devletşah" diye adlandırılan mahalle ve odaların varlığından sözedilmektedir. Saraçhane çevresinde Tunca kıyısında bulunan bu mahallede, bir de Devletşah Mescidi diye anılan bir mescidin bulunduğu belirtilmektedir. Adı geçen mescidin 1878 Rus İşgalinde yıkıldığı, mahallenin ise önce Papazoğlu, ardından da Bekçi Mahallesi adını aldığı söylenir. Mahalle ve Mescide adını veren Devletşah'ın; Çelebi Sultan Mehmet'in annesi ve Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun olduğu bilinir.

Baba Timurtaş Bey (Timurtaş Paşa)
Sultan II.Murat döneminde yaşamış olan Baba Timurtaş Bey(Timurtaş Paşa), renkli kişiliğiyle dönemin ünlülerindendir. Edirne'de günümüzde de aynı adla anılan bir mahalle vardır. Oysa bir zamanlar kentte Baba Timurtaş adına iki mahalle vardı. Bunlardan biri Üç Şerefeli Cami çevresinde, Baba Timurtaş Mescidi'nin bulunduğu mahalle, diğeri de Gümlüoğlu Mescidi odalarının bulunduğu bir han çevresindeki mahalleydi.

Şarapdar (Şerbettar) Hamza Bey
16. yüzyıl kayıtlarında, Edirne'de Kıyık semtinde, Karaca Ahmet Mahallesinde bir Zaviyesinin bulunduğu belirtilen Şarapdar Hamza Bey, 15. yüzyılda yaşamıştır ve Edirne'nin önemli kurucularındandır.

Abdülhamit Lari(Hekim Lari-i Acemi)
Fatih Sultan Mehmet döneminde İran'dan gelerek padişahın hizmetine giren, tıp alanında ün yapmış olan Hekim Lari, Edirne'de Laleli Cami(Lari Çelebi Camisi) diye anılan caminin kurucusu olarak tanınmaktadır.

Fazlullah Paşa
15. yüzyılda Edirne'nin gelişmesi ve canlandırılmasında, ilk Osmanlı Fatihlerinin torunlarının da büyük emekleri geçmiştir. Edirne'de 15. yüzyılın başlarında, biri Fazlullah Paşa Mahallesi, diğeri "Mahalle-i Darüssaade İmaret-i Fazlullah Paşa" diye anılan iki mahallesi görülen Fazlullah Paşa, Kocaeli'yi ele geçiren Akçakoca'nın torunu, Hacı İlyas Akçakoca'nın da oğludur. Sultan II.Murat döneminde Vezirlik yapmıştır.

Çavuş Bey
Sultan II.Murat döneminin ulema sınıfından olduğu anlaşılan Çavuş Bey adına Horozlu Yokuşu(Bayırı)'nda bir mahalle vardır. Bu mahalle, 16. yüzyılın kayıtlarında "Mahalle-i Çavuş Bey" diye geçmektedir.

Çakır Ağa
Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşayan ve Çakır Ağa mahallesine de adını veren bu kişinin Bursa ve İstanbul Subaşlıklarında bulunduğu, İstanbul'un fethine katıldığı bilinmektedir.

Fahreddin-i Acemi
Sultan II.Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde 30 yıl gibi uzun bir süre fetva veren ve İran'dan geldiği için Acemi sanıyla tanınan ünlü Fahreddin-i Acemi, 16. yüzyılın kayıtlarında "Mahalle-i Mevlana Fahreddin Acem" diye geçen Topkapı Caddesinde mahallesi, mescidi ve Üç Şerefeli Cami çevresindeki medresesi ile Edirne'nin bu dönemdeki kurucularındandır. Bu mahalle, 16. ve 17. yüzyıllarda Fahreddin Acem diye anılmıştır. Aynı mahalle, günümüzde ise Molla Fahreddin diye anılmaktadır.

Sitti Hatun
Edirne kurucuları arasında, 15. yüzyılda üç Sitti Hatun'a rastlanmaktadır. Sitti Hatun Bint-i Abdullah, önceleri bir tutsak cariye iken, sonra zamanın ünlülerinden birinin eşi olmuştur. Bu Sitti Hatun, Cami-i Atik(Eski Cami) yakınlarındaki Hamid Bey Mescidi Mahallesinde bir vakıf kurmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde kendi adını taşıyan mahallede yaptırdığı mescide vakıf kuran ikinci Sitti Hatun, Hoca Hasan'ın kızı, Mehmet B.Hoca Kemal'in de eşiydi.
Bu mahallenin sonradan adının değiştirildiği sanılmaktadır. Çünkü, günümüzde, At Pazarındaki Sitti Hatun Mahallesi, 16. yüzyılda Şeyhülislam Zenbili Ali Cemali Efendi'nin kızı üçüncü bir Sitti Hatun'un adına kurulmuştur.
Ne var ki, 15. yüzyıl Edirne tarihinde, adı ve sanıyla kesin olarak tanınan Sitti Hatun, kuşkusuz ki, Fatih Sultan Mehmet'in eşi ve Dulkadiroğlu Süleyman Bey'in kızı olan ve kayıtlarda Sitti Şah Hatun ya da Sitti Sultan adlarıyla anılan Sitti Hatun'dur. Bu Sitti Hatun, Karaca Bevvap Mahallesinde (bugünkü Sevindik Fakih Mahallesi), kendi sarayının bahçesinde Sultan Camisi(Sitti Sultan Camisi, Hatuniye Camisi) denilen bir cami yaptırmıştır.

Evliya Kasım Paşa
Tunca kıyısında bir cami ve aynı yerde imareti mevcut olan Kasım Paşa, Sultan II.Beyazıd döneminin devlet yöneticilerindendir. Vezir-i Azam'lık yapmış olan Kasım Paşa Evliya olarak ünlenmiş, bu nedenle de cami ve mahallesi, Evliya Kasım Paşa Cami ve Evliya Kasım Paşa Mahallesi olarak adlandırılmıştır.

Hazinedarbaşı Sinan Bey
Muradiye semtinde yer alan ve günümüzde de aynı adla anılan Hazinedarbaşı Sinan Bey Mahallesi, adını Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış Hazinedarbaşı Sinan Bey'den almıştır.